24 Temmuz 2011 Pazar

SENİ SEVİ...

     Aşikar üşüdüğü.Donmuş gözleriyle bakıyor bana bir an.Belli belli üşüyor.
-Üzerine bir şey getireyim mi? diye soruyorum,sorum suskunluğumuzu yeni bilenmiş bir bıçak gibi tek vuruşla kesiyor.Aslında davamız soğukla değil,ikimizin de içi üşüyor.Bir an bakışıyoruz ve sonra telaşla gözlerimiz birbirinden koparak uzaklaşıyor.Ufukta bir gün daha bitiyor,gece oluyor,gecenin kör karanlığında birbirimiz kaybediyoruz.
        Şimdi salt susuyoruz;içimizde atılan çığlıklardan fırsat buldukça.Gitgide uzaklaşamaya başlıyoruz birbirimizden.Her şeyiyle bildiğim o adam,fotoğraflardan bile tanıyamayacağım bir siluet geçiriyor sanki üzerine.Kim olduğunu çıkaramıyorum.
        Sustukça susasımız geliyor arsız bir alışkanlığı tekrarlar gibi.Daha çok susuyoruz,daha çok sessizleşiyoruz,daha çok konuşmuyoruz.Ve bakışmıyoruz da;yalnızca bakıyoruz birbirimize,bakışmak değil bu;sade bakmak.Ben sana bakıyorum sen karanlığın çizgisine kilitlemişsin bakışlarını.Derin düşünceler içinde görüyorum seni.Gözlerin hafif kısık;ama net bakışların.Bir gitmenin ön hazırlığındasın.Dudaklarından o söz ha çıktı ha çıkacak.Ayrılığın eşiğinde dikiliyoruz,bacaklarımız yüreklerimizi taşımaya yorgun düşüyor.Düşüyoruz acılarımızın üstüne yüzüstü.Başta yüreğimiz olmak üzere her yerimiz yara bere içinde kalıyor.
        Bir gözün ufukta bir gözün kapıdasın artık ve işin acı yanı ufuktaki gözünle de ara ara kapıyı yoklayışın sıklaşmaya başlıyor.Gideceksin.Kaşından,gözünden,susuşundan,ayrılık kokuşundan,hepsinden belli oluyor;gideceksin.
        Susmaya devam ediyoruz.Balkonda öyle oturup çıldırasıya susuyoruz.Konuşunca günaha girecekmişiz gibi,tövbeler etmişiz gibi.Ve konuşmamak  ıssızlaştırıyor ikimiz.
        Birbirimizi incitmeyelim diye sustuğumuz,bir laf daha söylemediğimiz kavga anlarımız geliyor aklıma.Önce biraz hırlaşır,kapışır ve sonunda elbet susardık.Sonra herhangi bir şey olur:kapı çalar,televizyonda en sevdiğimiz dizi başlar,yemek saati gelir,konuşmaya başlardık.Susmak iyiydi o zamanlar.Şimdi ise öyle değil,kendi silahımızla vuruyoruz kendimizi.Susarak defalarca ölüyor,her ölüşümüzde yüreğimiz çürüyor,yalnızlığa bölünüyoruz hücre hücre.
        Yanımda oturuyorsun,ruhun adını bilmeyi bırak;adını hiç duymadığım ülkelerde.Soru sormaya korkuyorum keza konuşmaya da.Aynen devam ediyoruz bu lanetli yemine.Ağzımızı tek kelime bıçak açmıyor.
        Omzunu özlüyorum,beynimde başımı yaslayıp yaslamamanın gel-gitleri sarsıyor beni.Belki bir daha hiç yaslayamayacağım omzuna başımı.Bir gayret usulca koyuyorum işte omzunda yer eden boşluğa başımı.Şimdi senin omzundan bakıyorum ayrılık akşamımıza.Hiç bir tepki vermiyorsun.Eskiden olsa hafifçe başını kaldırır,önce bana bakar sonra saçıma yahut alnıma bir öpücük kondurur,belki boşta kalan kolunla sarardın beni böyle zamanlarda.Hatta başını başımın üzerine koyduğun bile olmuştur çokça.Ama şimdi tepkisiz elemansın bu ayrışık akşamında.Belki ümit vermek istemeyeşinden,belki artık istemeyişinden,belki ondan belki bundan.Fark etmiyor,gideceksin.Ha fark eden şu olurdu;beni istemeyişin,ümit vermek istemeyişinden daha çok yakardı canımı,o aşikar.
        Hiç bir renk vermiyorsun,erguvan ol isterdim oysa.Canlı,taze yeni açmış,pembemsi,morumsu bir erguvan çiçeği.
        Senin omuzlarından yüklenirken bu akşam gözlerime yavaşça doğruluyorum başıma ait olan boşluktan.Anla 'yavaşça' diyorum.Seni birden bırakamıyorum.Sonra dönüp sana bakıyorum.Çok geçmeden gözlerin tutuyor gözlerimin ellerinden,o anda parçalanıyor içimde bir şeyler.-Hadi! der gibi bakıyorum sana,-Git! der gibi.Nasıl olsa gideceksin,hazır sana böyle bakabilmişken en yalan haliyle bir -Git! demenin,git hadi.Bana bakıyorsun sen de,gözlerinde gitmeye yelkenik zamanlar asılı.Zaman daralıyor,göğsümü boğuyor.
        İşte başlıyoruz.
        Yerinden yavaşca ama pür karalı bir şekilde doğruluyorsun.Ne yüzüme bakıyorsun ne de gökyüzüne bir daha.Aklın kapıda,korkarım yüreğin de.Dimdirek yolunu tutuyorsun.Çok geçmeden ben de kalkıyorum arkandan.Peşin sıra geliyorum.Kapının orada son kez ayrılmak için buluşuyoruz işte.Ceketine uzanıyorsun.Yavaş ve telaşsız hareketlerle geçiriyorsun sırtına gidişini.Elim kıvrık kalan yakana gidiyor,son kez düzeltiyorum üstünü başını.Yüzüme aptal,bir o kadar da kederli,canı acıyan bir gülümseme takılıyor bir an.En acıyan yanımdan,sevdiğim adama son kez gülümsüyorum.Kapının koluna atıyorsun elini;gece eve geç gelmiş,komşuları uyandırmamak için özen gösterirmişçesine sanki,yavaşça açıyorsun.Kim bilir çığlıklarımızı duymuşlardır belki içimizdeki.
        Bana dönüyorsun işte.Gözlerimizle dudaklarımız birbirini yakalamaya çalışan bir oyun oynuyor gibiler.İkisi de kazanıyor en sonunda;bizim birbirimizi kaybettiğimiz yerde.İşte son kez gözlerim gözlerinde,dudaklarım dudaklarında.
        Kopuyoruz birbirimizden,omuzları çökmüş ama dediğim gibi son derece karalı bir yürüyüşle iniyorsun merdivenlerden.Bense gidişini izliyorum bir süre.Gözden kayboluyorsun.Yokluğunun olduğu merdiven Aralık'larından zemheri bir kışa yakalanıyorum.
        Kapıyı kapatıp sırtımı yaslıyorum gidişinin üstüne.Dudaklarımı öpüşünle hatırlayayım diye,konuşarak dudaklarımı kelimelere yar etmeyeyim diye,yüreğimin dudaklarında şekillendirerek kelimeleri,sana şunu söylüyorum:
-Allah'a emanet olsun canım sevgilim.Seni sevi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder