27 Temmuz 2011 Çarşamba

KAYBOLUŞUM

   Senden sonra yeniden doğmaya çalıştım,doğdum.Doğduktan sonra yaşamk için nefes almak gerekiyordu,unutmuştum,öğrendim.Yaşamak sırf nefes almak şimdi bana.
        Yemek yemeye ve hatta kimisinin tadını sevip,tekrar tekrar istemeye başladım.Senden sonra zayıflamıştım bir hayli;kilo da aldım.Hatta ve hatta 'Yeter artık,yeme!Duba gibi olacaksın.' deyişlerine de maruz kaldım.Yağmurdan sonra toprak kokusu duyulduğunu,çiçek adlarını,hangi rengin ne anlama geldiğini şans çarklarında,kuşları seslerinden tanımayı,saksıları sulamayı,saksıları sulamak yazdığıma göre;mecaz-ı mürsel yapmayı,komşuya tuz istemeye gidip bir kahvesini içmeden dönmemeyi,mutfak alışverişine çıkıp her kadın gibi kendime de giyecek birkaç parça birşey almayı ihmal etmemeyi,sokaktaki kedileri sevip başlarını  okşamayı,kavga sesleri duyunca kulak kabartmayı,kısacası normal yaşamaya çalışmayı yeniden öğrendim.
        Yaşıyorum evet ve yaşamak bir trake hareketi demek sözlüğümde.Salt böyle.
        Demem o ki sevgili ben,sen gittikten sonra tüm ezberlerimi unuttum;adım dahil!Sahi ey sevgili,benim adım neydi?

Damla G.
26-27/07/2011 salı-çarşamba 22:46/21:00+-
Dalyan-Çeşme-İzmir

24 Temmuz 2011 Pazar

SENİ SEVİ...

     Aşikar üşüdüğü.Donmuş gözleriyle bakıyor bana bir an.Belli belli üşüyor.
-Üzerine bir şey getireyim mi? diye soruyorum,sorum suskunluğumuzu yeni bilenmiş bir bıçak gibi tek vuruşla kesiyor.Aslında davamız soğukla değil,ikimizin de içi üşüyor.Bir an bakışıyoruz ve sonra telaşla gözlerimiz birbirinden koparak uzaklaşıyor.Ufukta bir gün daha bitiyor,gece oluyor,gecenin kör karanlığında birbirimiz kaybediyoruz.
        Şimdi salt susuyoruz;içimizde atılan çığlıklardan fırsat buldukça.Gitgide uzaklaşamaya başlıyoruz birbirimizden.Her şeyiyle bildiğim o adam,fotoğraflardan bile tanıyamayacağım bir siluet geçiriyor sanki üzerine.Kim olduğunu çıkaramıyorum.
        Sustukça susasımız geliyor arsız bir alışkanlığı tekrarlar gibi.Daha çok susuyoruz,daha çok sessizleşiyoruz,daha çok konuşmuyoruz.Ve bakışmıyoruz da;yalnızca bakıyoruz birbirimize,bakışmak değil bu;sade bakmak.Ben sana bakıyorum sen karanlığın çizgisine kilitlemişsin bakışlarını.Derin düşünceler içinde görüyorum seni.Gözlerin hafif kısık;ama net bakışların.Bir gitmenin ön hazırlığındasın.Dudaklarından o söz ha çıktı ha çıkacak.Ayrılığın eşiğinde dikiliyoruz,bacaklarımız yüreklerimizi taşımaya yorgun düşüyor.Düşüyoruz acılarımızın üstüne yüzüstü.Başta yüreğimiz olmak üzere her yerimiz yara bere içinde kalıyor.
        Bir gözün ufukta bir gözün kapıdasın artık ve işin acı yanı ufuktaki gözünle de ara ara kapıyı yoklayışın sıklaşmaya başlıyor.Gideceksin.Kaşından,gözünden,susuşundan,ayrılık kokuşundan,hepsinden belli oluyor;gideceksin.
        Susmaya devam ediyoruz.Balkonda öyle oturup çıldırasıya susuyoruz.Konuşunca günaha girecekmişiz gibi,tövbeler etmişiz gibi.Ve konuşmamak  ıssızlaştırıyor ikimiz.
        Birbirimizi incitmeyelim diye sustuğumuz,bir laf daha söylemediğimiz kavga anlarımız geliyor aklıma.Önce biraz hırlaşır,kapışır ve sonunda elbet susardık.Sonra herhangi bir şey olur:kapı çalar,televizyonda en sevdiğimiz dizi başlar,yemek saati gelir,konuşmaya başlardık.Susmak iyiydi o zamanlar.Şimdi ise öyle değil,kendi silahımızla vuruyoruz kendimizi.Susarak defalarca ölüyor,her ölüşümüzde yüreğimiz çürüyor,yalnızlığa bölünüyoruz hücre hücre.
        Yanımda oturuyorsun,ruhun adını bilmeyi bırak;adını hiç duymadığım ülkelerde.Soru sormaya korkuyorum keza konuşmaya da.Aynen devam ediyoruz bu lanetli yemine.Ağzımızı tek kelime bıçak açmıyor.
        Omzunu özlüyorum,beynimde başımı yaslayıp yaslamamanın gel-gitleri sarsıyor beni.Belki bir daha hiç yaslayamayacağım omzuna başımı.Bir gayret usulca koyuyorum işte omzunda yer eden boşluğa başımı.Şimdi senin omzundan bakıyorum ayrılık akşamımıza.Hiç bir tepki vermiyorsun.Eskiden olsa hafifçe başını kaldırır,önce bana bakar sonra saçıma yahut alnıma bir öpücük kondurur,belki boşta kalan kolunla sarardın beni böyle zamanlarda.Hatta başını başımın üzerine koyduğun bile olmuştur çokça.Ama şimdi tepkisiz elemansın bu ayrışık akşamında.Belki ümit vermek istemeyeşinden,belki artık istemeyişinden,belki ondan belki bundan.Fark etmiyor,gideceksin.Ha fark eden şu olurdu;beni istemeyişin,ümit vermek istemeyişinden daha çok yakardı canımı,o aşikar.
        Hiç bir renk vermiyorsun,erguvan ol isterdim oysa.Canlı,taze yeni açmış,pembemsi,morumsu bir erguvan çiçeği.
        Senin omuzlarından yüklenirken bu akşam gözlerime yavaşça doğruluyorum başıma ait olan boşluktan.Anla 'yavaşça' diyorum.Seni birden bırakamıyorum.Sonra dönüp sana bakıyorum.Çok geçmeden gözlerin tutuyor gözlerimin ellerinden,o anda parçalanıyor içimde bir şeyler.-Hadi! der gibi bakıyorum sana,-Git! der gibi.Nasıl olsa gideceksin,hazır sana böyle bakabilmişken en yalan haliyle bir -Git! demenin,git hadi.Bana bakıyorsun sen de,gözlerinde gitmeye yelkenik zamanlar asılı.Zaman daralıyor,göğsümü boğuyor.
        İşte başlıyoruz.
        Yerinden yavaşca ama pür karalı bir şekilde doğruluyorsun.Ne yüzüme bakıyorsun ne de gökyüzüne bir daha.Aklın kapıda,korkarım yüreğin de.Dimdirek yolunu tutuyorsun.Çok geçmeden ben de kalkıyorum arkandan.Peşin sıra geliyorum.Kapının orada son kez ayrılmak için buluşuyoruz işte.Ceketine uzanıyorsun.Yavaş ve telaşsız hareketlerle geçiriyorsun sırtına gidişini.Elim kıvrık kalan yakana gidiyor,son kez düzeltiyorum üstünü başını.Yüzüme aptal,bir o kadar da kederli,canı acıyan bir gülümseme takılıyor bir an.En acıyan yanımdan,sevdiğim adama son kez gülümsüyorum.Kapının koluna atıyorsun elini;gece eve geç gelmiş,komşuları uyandırmamak için özen gösterirmişçesine sanki,yavaşça açıyorsun.Kim bilir çığlıklarımızı duymuşlardır belki içimizdeki.
        Bana dönüyorsun işte.Gözlerimizle dudaklarımız birbirini yakalamaya çalışan bir oyun oynuyor gibiler.İkisi de kazanıyor en sonunda;bizim birbirimizi kaybettiğimiz yerde.İşte son kez gözlerim gözlerinde,dudaklarım dudaklarında.
        Kopuyoruz birbirimizden,omuzları çökmüş ama dediğim gibi son derece karalı bir yürüyüşle iniyorsun merdivenlerden.Bense gidişini izliyorum bir süre.Gözden kayboluyorsun.Yokluğunun olduğu merdiven Aralık'larından zemheri bir kışa yakalanıyorum.
        Kapıyı kapatıp sırtımı yaslıyorum gidişinin üstüne.Dudaklarımı öpüşünle hatırlayayım diye,konuşarak dudaklarımı kelimelere yar etmeyeyim diye,yüreğimin dudaklarında şekillendirerek kelimeleri,sana şunu söylüyorum:
-Allah'a emanet olsun canım sevgilim.Seni sevi...

19 Temmuz 2011 Salı

ANLAMDAŞ(!)

Bu kez zengin değilsin güzel Türkçem
Üzgünüm ama böyle
'Yoksun' diyeceğim
Ha 2. tekil şahış çekimi
Ha ondan yoksun'luğum
Anlam çeşitliliğn yok güzel Türkçem bu keresinde
Yine üzgünüm ama böyle
Her iki 'yoksun' da
Onsuzluğum anlamında.

14 Temmuz 2011 Perşembe

KEDİ (Sevinç'in seçtiği kelime.)

Köpekler kovalayandan beri 
sana kaçıyorum 
Tüm açlığımla dükkanının önünde 
Sevgini bekliyorum 
Oynadığım yumakları kasten ve bilerek 
Sana doğru atıyorum 
Eğilip taslardan kana kana 
Seni içmek istiyorum 
Ağaçlara tırmanıyorum 
Çünkü sen yukarıdan da müthiş güzelsin 
Daracık yerlerden geçiyorum 
Sevdamızın genişliği cebimde 
Evet miyavlıyorum 
Ve bu anlayana Seni Seviyorum demek 
Masa,sandalye altlarından geçiyorum vızır vızır 
Korkma sakın 
Yavaş yavaş,sindire sindire yaşayacağız bu aşkı 
Bazen de süt döküyorum ama 
Kızma 
Affet 
Seni seviyorum. 

13 Temmuz 2011 Çarşamba

BEN,SEN

Ben bir şarkı söyleyeyim 
Sen bir ıslık çal. 

Ben bir resim yapayım 
Sen bir çerçeve seç. 

Ben bir sigara yakayım 
Sen çakmağı uzat. 

Ben bir çay koyayım 
Sen şu keki kes. 

Ben sofrayı kurayım 
Sen şu bardakları götür. 

Ben bir toplantıya katılayım 
Kravatımı sen seç. 

Ben bir dua edeyim 
Sen de Amin de. 

Ben bir düşeyim 
Senin de dizlerin kanasın. 

Ben bir güleyim 
Sen şen kahkahalar at. 

Ben bir,ki,üç tıp diyeyim 
Sen seni seviyorum de. 

12 Temmuz 2011 Salı

MUTHELİF ZAMANLARIN SENSİZLİĞE VURAN SAATLERİ

Yokluk saatleri boş limanlarda.Kimse uğramıyor yalnızlığıma ve ben,senden başka kimseyi kabul etmiyorum zaten bu ayrılık akşamına. 

Yoksulluk saatleri Anadolu coğrafyasında.Burada da kimse el gözü ile bakmıyor gözlerime senden başka;oysa ben ne kadar yabancıyım o coğrafyaya,ne kadar Egeli'yim onlara.Nereden mi tanıyorlar beni?Yoksulum ben ondan.Sen'den yoksul.Bu yüzden Anadolu'yum.Onlar gibi yoksulum. 

Darlık saatleri soluk borularında.Kimse suni teşebbüste bulunamaz dudaklarıma;kesilen nefesim için,senin dışında.Mühürledim dudaklarımı.Mührü sökmek senin elinde.Başkasına yasak. 

Ezan saatleri cami avlularında.'Kimse','Kimse''yi tanımadan saf tutuyor yanyana.Bunca tanışıklığımız nasıl koyamaz bizi yanyana!?Niye hep başkalarına o saf tutmaların? 

Çay saatleri beş sularında.Kimse kurtaramaz beni;başım o ağzına kadar sensizlik suyuyla dolu kovada.Senin suyunda,senin nefessizliğinle boğuluyorum. 

Ölüm saatleri öğlen-ikindi selalarında.Kimse kalmayacak dünyada bilirim.Nerden mi bilirim?:Ben yaşarken de kalamadım ki bu tarafta.Sen yoktun ve ben hep ölüydüm dört mevsimin her akşamında.

YOL,KARANLIK,TRAFİK (Burcu'nun seçtiği kelimeler.)

.Yol,sana gelir. 
Karanlık,kendi kesif karanlığında,bana gözlerini yine de gösterir. 
Trafik,arabanın arka koltuğunda trafiğe takılıp,saatlerce seninle oturabilmemdir. 

11 Temmuz 2011 Pazartesi

S.S

Sana şiirler yazmalıyım sevgili 
İçinde muhteşem kafiyeler, 
Güzelliğine yaraşır betimlemeler, 
Fena benzetmeler. 

Düz bir yazıyla da anlatabilirim seni pek tabii 
Uzun paragraflar, 
Sayısız satırbaşları, 
Binlerce cümle:seni öven,seni ören,seni bezeyen. 

Aslında gerek yok biliyor musun sevgili? 
'Seni Seviyorum.' bunca şeyi anlatırken. 

10 Temmuz 2011 Pazar

SENİN İÇİN BİR ŞİİR DAHA

Yolda yürürken, 
Karşımdan gelen, 
Gözlerimden sana benzettiğim, 
Eğer bir benzeme olarak kalmasaydı 
Bu şiir yazılmayacaktı.

KİME NE SENDEN??

Adını soruyorlar 
Söylemiyorum 
Yalnızca benim dudaklarımda şekillenmeli adın! 

Seni soruyorlar 
Kim olduğunu 
Susuyorum 
Kime ne gülüşündeki cennetten!!?? 
Bilmesinler ki;yüzünün bir yanı yakamozdur... 

7 Temmuz 2011 Perşembe

KIRILGAN KIZIMA (EBRU E.'YE)

Şşşşş...!Sil bakayım o gözyaşlarını.Ağlamak yok sevgili dostum!Tamam var;ama sen ağlama... 
Mezun olmuş olabiliriz,okul bitmiş olabilir tamam! Ama bu bizim arkadaşlığımızın,dostluğumuzun,birlikte ağlayıp-güleceğimiz dakikaların bittiği,biteceği anlamına gelmez sevgili dostum.Bu şehirden (İstanbul'dan) gidiyor olman,dostluğumuzdan da gitmen demek değil di mi?? Duyamadım!!??Bağır biraz bağır!Heh şöyle:'DEĞİL' tabii ki. 
Bu cümleyi sık sık tekrarlamanı istiyorum sevgili dostum: ''BEN YALNIZCA BU ŞEHİRDEN GİDİYORUM,DOSTUMDAN HİÇBİR YERE GİTMİYORUM VE YİNE BEN YALNIZCA ŞEHİR DEĞİŞTİRİYORUM,DOSTUM AYNI KALACAK.'' 
Evet sevgili dostum.Şu an ben de,bizim yollarımızın kesiştiği o şehirde;-İstanbul'da- değilim.Kilometrelerce uzakta bir şehirde İzmir'deyim.Ve bak gördün mü:Nerede olursam olayım:seni anabilir,sana yazabilir,seni düşünebilir,seninle dertleştiğimiz dakikaları anımsayabilirim.Yani neymiş??Mekan neresi olursa olsun,bedenem burda yoksun belki;ama maneviyatın hep bende.Sen hep bendesin;başımı bir yere vurmayıp,kafama bir saksı düşmeyip,hafızamı yitirmediği m sürece. :))) 'GEBER PİSLİK!' dediğini duyar gibiyim sevgili dostum. :DDD 
İstediğin kadar söyle,umrumda değil;ki zaten ben de sana uyuz oluyorum sevgili dostum!Boğazlamak istiyorum seni!Lanet şey!Asıl sen GEBER! :DDD 
Önemlisin benim için sevgili dostum.İçimde kadife,narin ve kırılgan bir çiçeksin;dört mevsim açan,her dem taze. 
Babasının hep kıskandığı kızı,benim kırılgan kızımsın. 
Unutma sevgili dostum:Herkesin bir yıldızı vardır derler gökyüzünde.Bu yüzden arasıra gökyüzüne bakmayı ihmal etme.Parlayıp,oradan sana göz kırpıyor olacağım sevgili dostum. 
SENİ ÇOK SEVİYORUM. 

5 Temmuz 2011 Salı

İSTANBUL

Vurup kafayı yatalım İstanbul
En çok seni seviyorum İstanbul
Güzel bir sabahına uyanayım İstanbul
Sen hiç çirkin olmadın ki İstanbul.

3 Temmuz 2011 Pazar

SEVGİLİYE

Ey sevgili...
Ey sen...
Ey canım...
   Koskoca bir şehrin,bir takıma isim olmuş bir ilçesinde,sanki hep geç kalacağın ön sezim olmuş gibi erkenden bekledim seni o gün.Koskoca bir şehirde,küçücük bir zaman dilimi paylaşmak içinmiş meğer.Sitem değil,isyan değil.Yine olsa yine beklerim şüphesiz.Aynı şehirde,aynı yerde,aynı adamı yine,yeniden,gene,tekrar tekra beklerim geç kalacağının ön sezisi ile;sitemsiz.
   Yıllar sonra tekrar bulunmuş kayıp iki zamandık seninle.Apayrı anne babaların iki ayrı çocuğu.Yıllar sonra tekrar bulunmuş kayıp iki çocuk;bulunduğu anda yitirilen:ÖLÜ DOĞAN BİR ÇOCUK GİBİ.
   Bir geldin,bir gittin.Bir vardın bir yoktun.İçime oturdun!
   Dünya dönüyor evet!Güneş doğuyor,batıyor.Mevsimler değişiyor.Düzen böyle.Peki ya içime dağılanlar??İçimde dağıttıkların??Nasıl düzene girecekler??Nasıl yerlerine geçecekler??Belki zaman,belki yalan...
   Bazen çok sevdiğim bir tatlı,bazen kapıda karşılaştığım komşuyla ettiğim muhabbet oyalıyor beni.Zihnimden sıyrılıyorsun bir an.Hiç gelmemişsin,tanışmıyormuşuz,bakışlarımız hiç kesişmemiş gibi;ama sadece bir an.Sonra yine 'GÜM' diye iniyorsun beynime,gafil avlıyorsun,boşluğumdan yakalıyorsun.Bir gülüşümün içine sızı sızı sızıyorsun,sancılı bir gözyaşına dönüşüyorsun.Yangın oluyorsun.Yanıyoruz.Yangında kurtarılamayacak kadar çok tutuşuyoruz.
   Nasıl bunca sevdim seni??Nasıl buncasın içimde??Hangi ara bu kadar büyüdün sen böyle bende??Nasıl??
   Kör bir karanlıktayım şimdi.O çok sevdiğim 'sarı ışıklar' bile 'yol kesen eşkıyalar' gibi sevimsizler gözümde.Nefes alıyorum tamam;da YAŞIYOR MUYUM??Ben ölmeye nefes alıyorum.Her nefes alışımla azraile bir adım daha yaklaşıyorum.Oysa ben çoktan öldüm.Azrailden çok önce kesildi nefesim.Üzerime atılan elaya çalan bir toprakla gömüldüm;sen gittikten hemen sonra.

1 Temmuz 2011 Cuma

DİKKAAAAAAT!

Rahat!
Sağır ol!
''Seni Seviyorum...''

HANGİSİ??

Kış'ı neden mi daha çok seviyorum??
Bir Haziran günü beni öldürdüğün için olabilir mi??
Ya da aynı Haziran bizi doğurduğu için
Tapmalı mıyım Yaz'a??

27 Haziran 2011 Pazartesi

EŞ ZAMANLI

Türk sanat müziği çalmalı fonda;ya da canlı söyleyen birileri.Bazen uzun uzun bakar, farklı yerlere giderim şarkıyı söyleyene bakarken.Derin yarıklı acılara.Sonra önümdeki dostlarıma dönerim;bazen her ne kadar acımasız olsalarda sorarım onlara:'Ey kağıdım Ey kalemim
Neresinde kalmıştık sevgilinin??

24 Haziran 2011 Cuma

ÇAPA

Burası bir hastane koridoru
Muayene öncesi beklemedeyim
Soğuk görünümlü beyaz sandalyeler üzerinde
Üşümekteyim

Burası bir çeşit hayatlarla dolu
On küsür hastayla beraberim
Değişik gözlerin bilmediğim hayatları tarafından
Süzülmekteyim,süzmekteyim

Burası bir devlet kurumu
Resmi acılardan uzak haldeyim
Bu mısrayı bir türlü bulamamak ile
Yazamamktayım,gevelemekteyim

Burası yine bir hastane koridoru
Muayene öncesi beklemedeyim
Tıbben çareli hastalığım tamam da
Ben;ilacı olmayan illetteyim.

21 Haziran 2011 Salı

FERİŞTAH

Bir kelebek kondu karnıma
O karın doğmayacak çocuğuma büründü
Gözlerin Feriştah bir gülüştü

Bir çocuk çıktı karşıma
Herkese gözleri yeşil göründü
Onlar benim ela ölümümdü

Bir acı verdim sana
Dünyanın en tatlı acısına dönüştü
O bir ilk öpüşündü

Bir şarkı geldi akılıma
İçinde ''Bu gece son...' diye bir bölümdü
Kelebek Çocuk'a gömüldü.

13 Haziran 2011 Pazartesi

ÇOCUK

Otobüste giderken karnıma dokundum
Olmayan bir aşktan
Doğmayan çocuğumuza
Adı konmayacak;ama
Erkek olacak
Babasına benzeyecek
Belki biraz bana
Sonra ikimizin şair yanına
Kafiyeler arayacak aşklarına
Otobüste giderken karnıma dokundum
Olmayan bir aşktan
Doğmayan çocuğumuza
Bir kızı sevecek senin gibi
Kız da onu deli divane
Ama dilerim
Sonları benzemesin bize!
Kız:'Keşke annenin kadar benim de olsaydın' dediğin de;
Bizimki kızın olmuş olsun bilahare.

ÖTE YOK

Bir ülser vurdu kalbimi
Damarlarımda sıfır derecenin altında yanıklar
Ciğerlerim sahralarının susuzluğu
Oy benim yaz ölümüm.

İSTEK ÜZERİNE YAZILAN BİR ŞİİR

Bir kahvaltı sofrası İsmaille
Çayları getiriyor garson
Halim derin,halim yoğun
Taze bir acıdayım
Ve ismail bunu biliyor
Taze bir çay geliyor
Taze bir acının yanında nasıl gider bilmiyorum
'Ne güzel koktu' diyor İsmail
Devam ediyor
Hadi buna da bir şiir yaz diyor
'Yarin kokusunun yerini hiçbir şey tutmaz diyorum'
Vay be! diyor.
Oysa halim 'AAAHH AAHH!'

HER SAYFA

Alışkanlık edinmişiz
Yeni bir deftere başlarken
İlk sayfasını boş bırakmayı
Olur mu hiç!?
Boş bir sayfa!
Seni yazmadan!?
İmkansız!

??

Yoksa bu ömür boyu yalnızlığa mahkumiyeti önsevişmesi mi?

12 Haziran 2011 Pazar

DÖRT GÜNLÜKTÜ AŞKIMIZ

Önsöz,
Giriş,
Gelişme;ki bitmesin isterdim,
Sonuç.

ŞAİRCE

Bir şair için
Bir heykelin önünde fotoğraf çektiren iki çocuk
Asla 'Fotoğraf çektiren iki çocuk' değildir.

HADİ

Bırak dilinin dili tutulsun
Suskunluğunu al,gel
Astigmat mastigmat olsun
Gözlerini al,gel
Uzaksa uzak olsun
Yine de ellerini al,gel.

11 Haziran 2011 Cumartesi

FOTOĞRAFIN İLHAMI

Bir fotoğrafın var elimde
Bana bu şiiri yazdıran
Birlikte çekilmemişiz hiç
İçim talan,içim viran.

BANA ÖZEL

Yeşil diyorlar rengine gözlerinin;
Benim icin hep ela kalacaklar!

BANA KALAN

Durduk!
Oysa henüz başlamamiş mıydık dönmeye??
Sustuk!
O iki sözcüklü cümleyi kuramadan daha...
Şimdiki zaman eki'm olmaliydin...
Bir di'li gecmis zaman biraktin
Bir de oynadığım çakmağının kokusunu avcumda.

ADINI -'SEN'- KOY

Ela gözlerinde teneşir uykuları...

ZATEN

Hani kuru çimenler arardık üzerine yayılmak için sereserpe
Eninde sonunda ıslanacaklarmış
'Gözyaşlarımızla'...

30 Nisan 2011 Cumartesi

YARA

Daha demincek sokakta yerden yüksek oynarken düşmüş,kanayan dizini tuta tuta eve koşmuş,annesi su ile temizlemeye çalışırken mikrop kapamasın diye bacağını;yarasını üfleyen kız çocuğu sana sesleniyorum: 'İNSAN BÜYÜDÜKÇE DEĞİŞİYOR YARALAR,SIZILAR.SEN İYİSİ Mİ BÜYÜME.BACAĞIN HEP YARALI KALSIN.YÜREĞİN YARA ALMASIN'.

KENDİNE KALIYOR İNSAN

Kahkahalarım yükseliyor bazen ya da gülümsemelerim.Sonra birden sen geliyorsun aklıma.Kalakalıyorum öylece.Mideme bir şeyler saplanıyor.Derin bir kuyuya düşüyorum.bağırsam da bana geri dönen kendi sesim oluyor...Kendine kalıyor insan.

28 Nisan 2011 Perşembe

SAMANYOLU

Ve sırf seni dilemek için
Gökyüzünden kayacak yıldızları beklemek.

GETİRMESE

tek kişilik yemek ısmarlamalar,
sinemaya gitmemeler,
telefonumun çalmamasının sesi,
mide ağrım,
göz yaşlarım,
bu şiirin yazılması,
hepsinin sebebi:sensin ey sevgili
yokluğunun getirisi.