21 Temmuz 2017 Cuma

hiç

Neyin tesadüf, neyin kader olduğu; ya da bu ikisinin gerçekten var olup olmadığı; eğer bu ikisi yoksa bunların bir düzmece mi olduğu, yoksa başrolüne yazıldığımız bir hikaye mi acaba diye düşündüğümüz, 'yok artık bu kadar da olmaz!' deyip inanmadığımız; hatta inanamadığımız, inanamayarakla kalmayıp inandığımız şeyin ne olduğunu bilmediğimiz; bilmediğimiz yetmiyormuş gibi neye inanacağımızı da şaşırdığımız yokluk.
Varlığın içinde yokluk. Hiç.


28 Nisan 2017- Cuma
Urla, İzmir

27 Temmuz 2011 Çarşamba

KAYBOLUŞUM

   Senden sonra yeniden doğmaya çalıştım,doğdum.Doğduktan sonra yaşamk için nefes almak gerekiyordu,unutmuştum,öğrendim.Yaşamak sırf nefes almak şimdi bana.
        Yemek yemeye ve hatta kimisinin tadını sevip,tekrar tekrar istemeye başladım.Senden sonra zayıflamıştım bir hayli;kilo da aldım.Hatta ve hatta 'Yeter artık,yeme!Duba gibi olacaksın.' deyişlerine de maruz kaldım.Yağmurdan sonra toprak kokusu duyulduğunu,çiçek adlarını,hangi rengin ne anlama geldiğini şans çarklarında,kuşları seslerinden tanımayı,saksıları sulamayı,saksıları sulamak yazdığıma göre;mecaz-ı mürsel yapmayı,komşuya tuz istemeye gidip bir kahvesini içmeden dönmemeyi,mutfak alışverişine çıkıp her kadın gibi kendime de giyecek birkaç parça birşey almayı ihmal etmemeyi,sokaktaki kedileri sevip başlarını  okşamayı,kavga sesleri duyunca kulak kabartmayı,kısacası normal yaşamaya çalışmayı yeniden öğrendim.
        Yaşıyorum evet ve yaşamak bir trake hareketi demek sözlüğümde.Salt böyle.
        Demem o ki sevgili ben,sen gittikten sonra tüm ezberlerimi unuttum;adım dahil!Sahi ey sevgili,benim adım neydi?

Damla G.
26-27/07/2011 salı-çarşamba 22:46/21:00+-
Dalyan-Çeşme-İzmir

24 Temmuz 2011 Pazar

SENİ SEVİ...

     Aşikar üşüdüğü.Donmuş gözleriyle bakıyor bana bir an.Belli belli üşüyor.
-Üzerine bir şey getireyim mi? diye soruyorum,sorum suskunluğumuzu yeni bilenmiş bir bıçak gibi tek vuruşla kesiyor.Aslında davamız soğukla değil,ikimizin de içi üşüyor.Bir an bakışıyoruz ve sonra telaşla gözlerimiz birbirinden koparak uzaklaşıyor.Ufukta bir gün daha bitiyor,gece oluyor,gecenin kör karanlığında birbirimiz kaybediyoruz.
        Şimdi salt susuyoruz;içimizde atılan çığlıklardan fırsat buldukça.Gitgide uzaklaşamaya başlıyoruz birbirimizden.Her şeyiyle bildiğim o adam,fotoğraflardan bile tanıyamayacağım bir siluet geçiriyor sanki üzerine.Kim olduğunu çıkaramıyorum.
        Sustukça susasımız geliyor arsız bir alışkanlığı tekrarlar gibi.Daha çok susuyoruz,daha çok sessizleşiyoruz,daha çok konuşmuyoruz.Ve bakışmıyoruz da;yalnızca bakıyoruz birbirimize,bakışmak değil bu;sade bakmak.Ben sana bakıyorum sen karanlığın çizgisine kilitlemişsin bakışlarını.Derin düşünceler içinde görüyorum seni.Gözlerin hafif kısık;ama net bakışların.Bir gitmenin ön hazırlığındasın.Dudaklarından o söz ha çıktı ha çıkacak.Ayrılığın eşiğinde dikiliyoruz,bacaklarımız yüreklerimizi taşımaya yorgun düşüyor.Düşüyoruz acılarımızın üstüne yüzüstü.Başta yüreğimiz olmak üzere her yerimiz yara bere içinde kalıyor.
        Bir gözün ufukta bir gözün kapıdasın artık ve işin acı yanı ufuktaki gözünle de ara ara kapıyı yoklayışın sıklaşmaya başlıyor.Gideceksin.Kaşından,gözünden,susuşundan,ayrılık kokuşundan,hepsinden belli oluyor;gideceksin.
        Susmaya devam ediyoruz.Balkonda öyle oturup çıldırasıya susuyoruz.Konuşunca günaha girecekmişiz gibi,tövbeler etmişiz gibi.Ve konuşmamak  ıssızlaştırıyor ikimiz.
        Birbirimizi incitmeyelim diye sustuğumuz,bir laf daha söylemediğimiz kavga anlarımız geliyor aklıma.Önce biraz hırlaşır,kapışır ve sonunda elbet susardık.Sonra herhangi bir şey olur:kapı çalar,televizyonda en sevdiğimiz dizi başlar,yemek saati gelir,konuşmaya başlardık.Susmak iyiydi o zamanlar.Şimdi ise öyle değil,kendi silahımızla vuruyoruz kendimizi.Susarak defalarca ölüyor,her ölüşümüzde yüreğimiz çürüyor,yalnızlığa bölünüyoruz hücre hücre.
        Yanımda oturuyorsun,ruhun adını bilmeyi bırak;adını hiç duymadığım ülkelerde.Soru sormaya korkuyorum keza konuşmaya da.Aynen devam ediyoruz bu lanetli yemine.Ağzımızı tek kelime bıçak açmıyor.
        Omzunu özlüyorum,beynimde başımı yaslayıp yaslamamanın gel-gitleri sarsıyor beni.Belki bir daha hiç yaslayamayacağım omzuna başımı.Bir gayret usulca koyuyorum işte omzunda yer eden boşluğa başımı.Şimdi senin omzundan bakıyorum ayrılık akşamımıza.Hiç bir tepki vermiyorsun.Eskiden olsa hafifçe başını kaldırır,önce bana bakar sonra saçıma yahut alnıma bir öpücük kondurur,belki boşta kalan kolunla sarardın beni böyle zamanlarda.Hatta başını başımın üzerine koyduğun bile olmuştur çokça.Ama şimdi tepkisiz elemansın bu ayrışık akşamında.Belki ümit vermek istemeyeşinden,belki artık istemeyişinden,belki ondan belki bundan.Fark etmiyor,gideceksin.Ha fark eden şu olurdu;beni istemeyişin,ümit vermek istemeyişinden daha çok yakardı canımı,o aşikar.
        Hiç bir renk vermiyorsun,erguvan ol isterdim oysa.Canlı,taze yeni açmış,pembemsi,morumsu bir erguvan çiçeği.
        Senin omuzlarından yüklenirken bu akşam gözlerime yavaşça doğruluyorum başıma ait olan boşluktan.Anla 'yavaşça' diyorum.Seni birden bırakamıyorum.Sonra dönüp sana bakıyorum.Çok geçmeden gözlerin tutuyor gözlerimin ellerinden,o anda parçalanıyor içimde bir şeyler.-Hadi! der gibi bakıyorum sana,-Git! der gibi.Nasıl olsa gideceksin,hazır sana böyle bakabilmişken en yalan haliyle bir -Git! demenin,git hadi.Bana bakıyorsun sen de,gözlerinde gitmeye yelkenik zamanlar asılı.Zaman daralıyor,göğsümü boğuyor.
        İşte başlıyoruz.
        Yerinden yavaşca ama pür karalı bir şekilde doğruluyorsun.Ne yüzüme bakıyorsun ne de gökyüzüne bir daha.Aklın kapıda,korkarım yüreğin de.Dimdirek yolunu tutuyorsun.Çok geçmeden ben de kalkıyorum arkandan.Peşin sıra geliyorum.Kapının orada son kez ayrılmak için buluşuyoruz işte.Ceketine uzanıyorsun.Yavaş ve telaşsız hareketlerle geçiriyorsun sırtına gidişini.Elim kıvrık kalan yakana gidiyor,son kez düzeltiyorum üstünü başını.Yüzüme aptal,bir o kadar da kederli,canı acıyan bir gülümseme takılıyor bir an.En acıyan yanımdan,sevdiğim adama son kez gülümsüyorum.Kapının koluna atıyorsun elini;gece eve geç gelmiş,komşuları uyandırmamak için özen gösterirmişçesine sanki,yavaşça açıyorsun.Kim bilir çığlıklarımızı duymuşlardır belki içimizdeki.
        Bana dönüyorsun işte.Gözlerimizle dudaklarımız birbirini yakalamaya çalışan bir oyun oynuyor gibiler.İkisi de kazanıyor en sonunda;bizim birbirimizi kaybettiğimiz yerde.İşte son kez gözlerim gözlerinde,dudaklarım dudaklarında.
        Kopuyoruz birbirimizden,omuzları çökmüş ama dediğim gibi son derece karalı bir yürüyüşle iniyorsun merdivenlerden.Bense gidişini izliyorum bir süre.Gözden kayboluyorsun.Yokluğunun olduğu merdiven Aralık'larından zemheri bir kışa yakalanıyorum.
        Kapıyı kapatıp sırtımı yaslıyorum gidişinin üstüne.Dudaklarımı öpüşünle hatırlayayım diye,konuşarak dudaklarımı kelimelere yar etmeyeyim diye,yüreğimin dudaklarında şekillendirerek kelimeleri,sana şunu söylüyorum:
-Allah'a emanet olsun canım sevgilim.Seni sevi...

19 Temmuz 2011 Salı

ANLAMDAŞ(!)

Bu kez zengin değilsin güzel Türkçem
Üzgünüm ama böyle
'Yoksun' diyeceğim
Ha 2. tekil şahış çekimi
Ha ondan yoksun'luğum
Anlam çeşitliliğn yok güzel Türkçem bu keresinde
Yine üzgünüm ama böyle
Her iki 'yoksun' da
Onsuzluğum anlamında.

14 Temmuz 2011 Perşembe

KEDİ (Sevinç'in seçtiği kelime.)

Köpekler kovalayandan beri 
sana kaçıyorum 
Tüm açlığımla dükkanının önünde 
Sevgini bekliyorum 
Oynadığım yumakları kasten ve bilerek 
Sana doğru atıyorum 
Eğilip taslardan kana kana 
Seni içmek istiyorum 
Ağaçlara tırmanıyorum 
Çünkü sen yukarıdan da müthiş güzelsin 
Daracık yerlerden geçiyorum 
Sevdamızın genişliği cebimde 
Evet miyavlıyorum 
Ve bu anlayana Seni Seviyorum demek 
Masa,sandalye altlarından geçiyorum vızır vızır 
Korkma sakın 
Yavaş yavaş,sindire sindire yaşayacağız bu aşkı 
Bazen de süt döküyorum ama 
Kızma 
Affet 
Seni seviyorum. 

13 Temmuz 2011 Çarşamba

BEN,SEN

Ben bir şarkı söyleyeyim 
Sen bir ıslık çal. 

Ben bir resim yapayım 
Sen bir çerçeve seç. 

Ben bir sigara yakayım 
Sen çakmağı uzat. 

Ben bir çay koyayım 
Sen şu keki kes. 

Ben sofrayı kurayım 
Sen şu bardakları götür. 

Ben bir toplantıya katılayım 
Kravatımı sen seç. 

Ben bir dua edeyim 
Sen de Amin de. 

Ben bir düşeyim 
Senin de dizlerin kanasın. 

Ben bir güleyim 
Sen şen kahkahalar at. 

Ben bir,ki,üç tıp diyeyim 
Sen seni seviyorum de. 

12 Temmuz 2011 Salı

MUTHELİF ZAMANLARIN SENSİZLİĞE VURAN SAATLERİ

Yokluk saatleri boş limanlarda.Kimse uğramıyor yalnızlığıma ve ben,senden başka kimseyi kabul etmiyorum zaten bu ayrılık akşamına. 

Yoksulluk saatleri Anadolu coğrafyasında.Burada da kimse el gözü ile bakmıyor gözlerime senden başka;oysa ben ne kadar yabancıyım o coğrafyaya,ne kadar Egeli'yim onlara.Nereden mi tanıyorlar beni?Yoksulum ben ondan.Sen'den yoksul.Bu yüzden Anadolu'yum.Onlar gibi yoksulum. 

Darlık saatleri soluk borularında.Kimse suni teşebbüste bulunamaz dudaklarıma;kesilen nefesim için,senin dışında.Mühürledim dudaklarımı.Mührü sökmek senin elinde.Başkasına yasak. 

Ezan saatleri cami avlularında.'Kimse','Kimse''yi tanımadan saf tutuyor yanyana.Bunca tanışıklığımız nasıl koyamaz bizi yanyana!?Niye hep başkalarına o saf tutmaların? 

Çay saatleri beş sularında.Kimse kurtaramaz beni;başım o ağzına kadar sensizlik suyuyla dolu kovada.Senin suyunda,senin nefessizliğinle boğuluyorum. 

Ölüm saatleri öğlen-ikindi selalarında.Kimse kalmayacak dünyada bilirim.Nerden mi bilirim?:Ben yaşarken de kalamadım ki bu tarafta.Sen yoktun ve ben hep ölüydüm dört mevsimin her akşamında.